Kent içinde yaşayanlarla katman katman....kaosu, parçalanmışlığı, yıkımı, çeşitliliği, değişimi ve tüm bunlara hükmetmek isteyen güç bağımlılığını düz bir zemin üzerinde anlatma uğraşı...digital ortamın sunduğu kolaylıkları kullanarak da pekala kısa sürede üretilebilecek görseller üzerinde sabırla tuval üzerinde çalışmak da bir tür terapi olsa gerek...düşünceyi, yaşanmışlıkları demlendirerek zamanı yavaşlatmak belki...
Burada Kaostantin serisinin oluşma süreci, resimlerde yer alan karakterlerin hikayeleri, içinde yaşadığımız karmaşık döneme dair algılarımın kaygılarımın notları olacak...2007'den beri tuttuğum Kaostantin defteriden eskizleri, yazıları aktaracağım bazen...bazen ingilizce, bazen türkçe, bazen almanca...güldüren-düşündüren "zeitgeist" fotoğrafları...v.s.
29 Nisan 2014 Salı
6 Nisan 2014 Pazar
Banksy, Karen, çekirgeler etc.
Çekirgelerin titremeleri diyor ki: sıklaştır, sıklaştır!
Ah, oğulların ve torunların
Sayısız bir ordu olsun!
Çekirgelerin titremesi diyor ki: Bağla, bağla!
Ah oğulların ve torunların
Sonsuz bir çizgide birbirini izlesin!
Çekirgelerin titremeleri diyor ki: Birleştir, birleştir!
Ah, oğulların ve torunların Daima bir olsun!
Ah, oğulların ve torunların
Sayısız bir ordu olsun!
Çekirgelerin titremesi diyor ki: Bağla, bağla!
Ah oğulların ve torunların
Sonsuz bir çizgide birbirini izlesin!
Çekirgelerin titremeleri diyor ki: Birleştir, birleştir!
Ah, oğulların ve torunların Daima bir olsun!
31 Mart 2014 Pazartesi
KAOSTANTİN'den KAOSTANTİNİSTAN'a...
önce korkulardan, kabuslardan, alay konusu olmaktan, nefretinizden, kaygılardan bi çıksın gitsin şu durum...
ama nasıl...
doğada vardır parazitler mesela...mantarlar...ya da ağaçları saran sarmaşılar; sararlar her tarafı; sarmaladığı canlıdan beslenir onu yok eder, yaşamasına izin vermezler...çoğalmaları için gerekli tüm koşullar vardır ortamda...farkında olmadan sevecekleri, gelişip büyüyecekleri, çoğalacakları ortamı hazırlamışsınızdır...aslında size birileri durumu anlatmaya çalışmıştır, duymazdan gelmişsinizdir, aceleniz filan vardır...ya da onca kitap yazılmıştır konu ile ilgili de konu neydi onun bile farkında değildiniz....
neyse boşverin, geçti artık şimdi bu noktadayız ve hayat devam ediyor: bu pis ortamdan başka bir hayat doğacak...gezi gençliği yeni yaşam tohumlarını attı çoktan...hiç görmediğimiz, bilmediğimiz çeşit çeşit çiçekler açacak orda burda...40'ını aşmışlarsa: ya dinazor olup müzelerde sergilenecek, ya da gübre olacak yeni yaşamlara
gübre bile olamadan kent çöplüğünde son bulmayınız diyeceğim ama belki de en iyisi budur... ama mantara dönüşmeye kalkmayınız...
aynı yaratıklar tarafından sarılıp sarmalanan dünyada,
bu kokuşmuş asalakların çoğalmasına izin veren habitat içinde eski usul varlığını sürdürebilen de var ne güzel...ama mizah bitti....evet mizah bitti...şimdi çok çalışmak lazım, kaçırılan nokta hep buydu...
artık konumuz devrim filan değil - moral philosophy....devrim olmuş bitmiş, rehavette idik uzunca bir süredir, hiç anlamadan nasıl devrim olur bilmeden harcadık bitti...öyle işte akdenizlilik diyelim :) devrim yapıldıktan sonra çocuk gibi sevilip beslenip korunmayınca, öyle saldım çayıra - mevlam kayıra....mevlam kayırdı işte ancak bu kadar...
çocuklar düşünebilsin, yaşayabilsin, hissedebilsin, büyüyebilsin diye lütfen bari gübre olmayı beceriniz....
bakın neler yaratmış biyologlar parazit, asalak gördükçe mesela
http://en.wikipedia.org/wiki/SpongeBob_SquarePants
neden bugün tüm internet sayfalarında reklam olarak tırnak mantarı görüntüleri var???????
ben ne mi yapacağım? orangutanlarla konuşmaya gidiyorum...........ormanı kurtarmaya :)
28 Mart 2014 Cuma
CANETTI - HAYVANlar üzerine...
........................
"köpeklerin arasında kendini koklamayı reddeden tembeller...
hayvan sözcüğü: insanın tüm yetersizlikleri, bu tek sözcükte bir arada..."
Canetti
25 Mart 2014 Salı
KAYGAN ZEMİN / slippery slope
Only one week to the elections...walking on the streets of Gent...one part of me takes the elections very serious...and the other part of me doesn't care... one is 70 years old, and the other is 7 years old :) the world needs seriousness and responsibility...and the world needs innocence...
being a rower... or may be a sea horse?.....the baby is swimming...painting like floating....lots of worries, but will tell you later.....
fış fış kyıkçı...kayıkçının küreği...akşama fincan böreği...
22 Mart 2014 Cumartesi
GENT, kökler, müzeler ve neler neler...
Citadelpark'ta dolaşıyorum...ağaçlarla konuşarak, önce dokundum...şimdi gövdelerinin, köklerinin fotoğrafını çekiyorum...ağaç görünce hep "gezi" mi gelecek bundan böyle aklıma :)
Farklı iklimlerden sökülüp getirilen ağaçları dikiyorlar dünyanın dört bir yanına...dükkanların önünde süs ağacı olarak zeytin, İstinye Park'ta da oldukça yaşlı bir zeytin ağacı var, İtalya'dan getirimiş...kim getirmiş? bir alış veriş merkezinin ortasına zeytin ağacını? böyle bir şirket var yani...zeytin ağacını süs bitkisine dönüştüren ve oradan oraya taşıyan kafa nasıl bir kafa? palmiye ağaçları? hani dizerler sayfiye kasabalarında sahil yoluna...
Farklı iklimlerden dünyanın dört bir yanına dağılan biz insanlar...yediğimiz, içtiğimiz artık aynı...üşürsek sarındığımız paltolarımızla...her iklimde, her yerde...ne sebeplerle?
Ağaçların arasından uzakta bir mezarlık görüyorum...yürüdüm, mezar taşlarının yanına gittim...ölü sanat :) müzelere tıkılan, uzaktan bakılan, müzeler sanat mezarlıkları mıdır? ben niye resim yapıyorum ki? ya da bu fotoğrafları çekiyorum?
24 Ocak 2014 Cuma
HRANT - MUMCU
Her yıl iki değerli insanın yitip gidişini ardı ardına hatırlıyoruz... diğerleriyle birlikte...
Yaşadığımız toprakların acı gerçekleriyle yeniden yeniden yüzleşiyoruz...bazılarımız...
Anneannemin merdaneli bir çamaşır makinesi vardı. Onu alıp bir sergi mekanına yerleştirmeyi, içine kanlı çarşaflar doldurmayı, merdanenin otomatik bir mekanizma ile lekesi hiç çıkmayan çarşafları sıkmasını ve yeniden makinenin içine yıkanmak üzere atılmalarını düşündüm...lekeler yıkana yıkana çıkarlar mı?
Kanlı çarşaflar aslında kadın cinayetlerine de gönderme bir yandan...ya da çocuk tacizlerine...biliyorum, insanların acımasızlığı yalnızca bu ülkeye özgü bir şey değil...ama ben burada yaşamaktayım ve tanık olduklarım ağır bir yük olarak biniyor omuzlarıma...
Her yıl iki değerli insanın yitip gidişini ardı ardına hatırlıyoruz... diğerleriyle birlikte...
Yaşadığımız toprakların acı gerçekleriyle yeniden yeniden yüzleşiyoruz...bazılarımız...
Anneannemin merdaneli bir çamaşır makinesi vardı. Onu alıp bir sergi mekanına yerleştirmeyi, içine kanlı çarşaflar doldurmayı, merdanenin otomatik bir mekanizma ile lekesi hiç çıkmayan çarşafları sıkmasını ve yeniden makinenin içine yıkanmak üzere atılmalarını düşündüm...lekeler yıkana yıkana çıkarlar mı?
Kanlı çarşaflar aslında kadın cinayetlerine de gönderme bir yandan...ya da çocuk tacizlerine...biliyorum, insanların acımasızlığı yalnızca bu ülkeye özgü bir şey değil...ama ben burada yaşamaktayım ve tanık olduklarım ağır bir yük olarak biniyor omuzlarıma...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









































